EĞİTİMCİ - YAZAR İLYAS TEKİN: KÖPEĞE SU VEREN  ADAM!..

EĞİTİMCİ - YAZAR İLYAS TEKİN: KÖPEĞE SU VEREN  ADAM!..

EĞİTİMCİ - YAZAR İLYAS TEKİN: KÖPEĞE SU VEREN  ADAM!..
15 Eylül 2018 - 18:20 - Güncelleme: 15 Eylül 2018 - 20:59

Geçtiğimiz günlerde Sakarya’da bir köpek bacakları kesilerek işkence edilmiş ve müdahelelere rağmen kurtarılamayınca medyada geniş yankı bulmuştu. Bulması da normal.

Tarihçi öğretmen arkadaşımız Osman Azman haklı bir serzenişte bulunarak üzüntüsünü şöyle dile getirmişti:
 “Minnacık bir hayvana yapılanları görünce ülkemizde insanlık bitmiştir dedim artık. Garip olan şu: Dindar insanların çok çok azı bu durumdan rahatsızlığını ifade ederken solcu, sosyalist, ateist, sosyetik, deist diye nitelendirilen kişiler ayaklanmış durumda. Bir yerlerde yanlışlık var... Halbuki dinimiz hayvan sevgisini teşvik ediyor, lakin müslümanlar o hale geldi ki, dünyalık işler, çıkar, makam, bencillik, nefsaniyet içlerine yerleşmiş durumda....“
Bizler karıncayı bile ezmeyen bir medeniyetten geliyoruz. Geçmişte Osmanlı döneminde İstanbul’da müslüman olmayanlar, Hristiyanlar, Yahudiler, Rumlar, Ermeniler ve benzeri pek çok millet vardı. Ama gül gibi geçinip gidiyorlardı. Yabancı tarihçiler Türklerin değil insanlara, kedi, köpek, kuş ve benzeri hayvanlara bile ne kadar merhametli olduklarından stayişle bahsederler. Hatta derler ki:      
“Eğer bir mahalleye gittiğinizde kediler - köpekler sizin bacaklarınıza sarılıp sizi severse; evlerin çatılarında kuşlar yuva yaparsa, bilin ki orası Türk mahallesidir...“ 
Osmanlı döneminde sahipsiz hayvanların bakım ve korunmasının devlet tarafından sağlandığı, bu amaçla vakıflar kurulduğu bilinmektedir. Bugünde hala mezar taşlarının başında kuşların su içmesi için özel yerler, köylerde hayvanların su içmesi için çeşmelerin altında yalak denilen yerler vardır.  Biz böyle idik. Ne oldu da insanlar bu kadar vahşileşti, canileşti? Değil hayvanlara, insanlara, çocuklara bile merhamet kalmadı!.. Eğer eğitim sistemini düzeltemezsek, gençleri adam gibi yetiştiremezsek gelecekte her geçen gün bir öncesini arar hale geliriz. 
İslam insanlık demektir; merhamet, vicdan, sevgi, şefkat, saygı ve hoşgörü demektir.
Bir kere hayvana böylesine eziyet etmeyi şiddetle lanetlemek ilk önce dindar olanların görevi. Çünkü bizim güzel dinimiz hayvan sevgisini de emretmektedir.
Köylerde yaşarken hemen herkesin evinde kedi, bazılarının da köpeği vardı. Küçükken bizim de çok sevimli bir kedimiz vardı. Rahmetli annem kediye çok iyi bakardı. Kedi de annemi nasıl severdi anlatamam... Hayat bu, seversen sevilirsin!..
Konu ile ilgili bir hadisi şerif buna çok güzel örnektir. 
En çok hadis rivayet (5374) eden sahabi Ebû Hüreyre (ra)’dır. “Kediciğin babası “ demektir. Asıl adı Abdurrahman olan bu zatı kucağında küçük bir kedi ile gören sevgili Peygamberimiz kendisine bu isimle hitap etmiş ve ondan sonra hep bu isimle anılmıştır. (1)
İşte güzel bir tevafuk olarak bu zattan rivayet edilen hadisi şerifte Peygamberimiz şöyle buyurmuş:
“Vaktiyle bir adam yolda giderken  çok susadı. Bir kuyu buldu ve içine indi; su alıp dışarı çıktı. Bir de ne görsün, bir köpek  dili bir karış dışarıda soluyor ve susuzluktan nemli toprağı yalayıp duruyordu. Adam kendi kendine “bu köpek de tıpkı benim gibi pek susamış“ deyip  hemen kuyuya indi, mestini su ile doldurup yukarı çıktı ve köpeğe su verdi. Onun bu davranışından Allah Teâlâ hoşnut oldu ve onu bağışladı.“ 
Sahabiler:
“ Ey Allah’ın Resülü, bizim için hayvanlardan dolayı da sevap var mı?“ dediler.
Resülüllah (sa):
“Her canlı sebebiyle sevap vardır.“ buyurdu. (2)
Buhârî’nin diğer bir rivayetinde “Allah ondan o kadar memnun oldu ki, onu bağışladı ve cennetine koydu.“ ifadesi yer alır. Başka rivayetlerde köpeğe su ikram edenin günahkâr bir kadın olduğu geçer.
İyilik sadece insanlara yapılmaz, can taşıyan bütün varlıklara yapılır. Hayvan hakları, hayvanları sevmek, onlara merhamet etmek, acımak önemlidir. Çünkü yüce Allah (cc) yeryüzündeki bütün nimetler gibi hayvanları da insanların hizmetine vermiş, onlardan (etinden, sütünden, derisinden) yararlanmayı helal kılmış; buna karşılık da bütün yaratıklara karşı adaletli-ölçülü davranmayı, merhamet ve şefkat göstermeyi emretmiştir.
Sevgili Peygamberimiz “bir kediyi hapsederek açlık ve susuzluktan ölmesine sebep olan bir kadının cehennemlik olduğunu“ bildirmiştir. (3) 
Ayrıca hayvanlarını aç bırakan, onlara eziyet edenleri uyarmış; sağma esnasında memelerinin incinmemesi için sağım işini yapan kimselerin tırnaklarını kesmelerini istemiş; yavruları alındığı için ıstırap içinde kanat çırpan bir kuşu görünce yapanları uyarmış ve yavruların geri verilmesini emretmiştir.
Yine canlı hayvanın atış hedefi yapılmasını, hayvanlar arasında dövüş ve güreş tertip edilmesini, zevk için avlanılmasını, hatta hayvanlara kötü söz söylenmesini değişik üsluplarla kınayıp yasaklamıştır. (4)

Çünkü O, “âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir.“ (5)
Her zaman bütün varlıklara merhametle muamele etmeyi tavsiye etmiş ve şöyle buyurmuştur:
    “Yeryüzündekilere merhamet ediniz ki, gökyüzündekiler de size merhamet etsin.“ (6)
“Merhamet etmeyen, merhamet olunmaz.“ (7)
“Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.” (8)

Demek ki biz yeryüzündekilere merhamet edersek, gökyüzündekiler de (yani melekler, veya O’nun göremediğimiz orduları) da bize merhamet eder. 
Çünkü merhamet eden merhamet görür. Yüce Allah (cc) iyi -kötü, merhamet -zulüm, yapılan her şeyi görür, bilir.  Herkes yaptığının karşılığını mutlaka görür. İlahi terazi asla şaşmaz!..
Atalarımız ne güzel söylemiş:
“İyilik yap denize at, balık bilmezse Hâlık bilir.”
Hiç bir şey boşa gitmez.
Hatta merhamet sadece hayvanlarla da sınırlı değildir. Canlı ağaçları, ormanları, yeşili, tabiatı ve doğayı korumak da insanların görevidir. Yemyeşil ağaçlık, berrak su, temiz hava, yağmur vs. Bunlar bize emanettir, mirastır. Emanete sahip çıkmak gerekir. 
Onun için de yine atalarımız ne güzel söylemişler: 
 “Yaş kesen baş keser.“ 
Dolayısıyla kuruyan ağaçlar kesilebilir. Ama yaş ağaç kesmek; ormanı, tabiatı, doğayı tahrip etmek asla doğru değildir ve bu durum insanlar için zararlıdır. Bunları korursak, biz faydalanırız, tahrip edersek de biz zararını görürüz. Mes’ele bu kadar açık!..
1-  Hadis İlimleri ve Hadis Istılahları, DİB, s: 308; İslam Ansiklopedisi, TDV, C: 10, S: 160-167
   2- Buhaârî, Müsâkât, 9, Mezâlim,23, Edeb, 27; Müslim, Selam, 153. Ayrıca bkz: Ebû Dâvûd, Cihad, 44; İbni Mâce,  Edeb, 8.
3-  Müslim, Selam, 151-152, Tevbe, 25)
4-  Buhârî, Zebaih, 25; Müslim, Birr, 80; Libas, 106-112; Ebú Dâvûd, Cihad, 51; Nesa, Edâhî, 42
5-  Enbiya süresi / 21, âyet: 107
6-  Tirmizî, Birr, 16
7-   Buhârî, Edeb, 18, 27; Müslim, Fezâil, 65; Ebû Dâvûd,  Edeb, 145; Tirmizî, Birr, 12
   8-  Tirmizì, Birr, 15; Ebû Dâvûd, Edeb, 58

 

 


YORUMLAR

  • 0 Yorum