Gençlere Akif'i tanıtan ve sevdiren Yazar Aziz Erdoğan ile Mehmet Akif Röportajı

Gençlere Akif'i tanıtan ve sevdiren Yazar Aziz Erdoğan ile Mehmet Akif Röportajı

Gençlere Akif'i tanıtan ve sevdiren Yazar Aziz Erdoğan ile Mehmet Akif Röportajı
09 Mart 2020 - 20:30 - Güncelleme: 09 Mart 2020 - 20:45



Gençlere Akif’i tanıtan ve sevdiren Yazar Aziz Erdoğan ile şiirlerinden hareketle Milli Mücadelenin yüzüncü yılanda Mehmet Akif’i konuştuk. 

Aziz Erdoğan:  " Akif Allah'a nasıl inanılması gerekiyorsa öyle inanan bir insandır. Akif bilerek inanmış adamdır. Ona din miras kalmamıştır. O, dini yaşamış, özümsemiş ve anlatmıştır. Hz. Peygamber için nasıl ki;  "Yaşayan Kur'an " deniliyorsa, Akif' te, dini yaşayan hakiki bir Müslümandır."

Röportaj: Tuğba Ceylan

  Mehmet Akif, "Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk" derken bahsettiği üç beyinsiz kafa kimdir? Ve bu üç şahsiyete neden üç beyinsiz kafa olarak adlandırmıştır?

Erdoğan: 

Şairin sözünden kim ne anlıyorsa odur. Siz , üç beyinsiz kafa denilince ; üç yöneticiyi anlarsınız. Ben,  üç edebiyatçıyı anlarım. Öbürü,  üç tane düşünürü anlar. Kimilerine göre Talat, Cemal, Enver Paşaların Birinci Dünya Savaşına ülkeyi sürüklemeleri kastedilir. Üç beyinsiz kafayla alakalı Akif'in kitaplarında somut bir delile rastlamış değilim.

Akif, "Ya Rab bu uğursuz gecenin sabahı?" adlı şiirinde :

" Ağzım kurusun.... Yok musun , Ey adl-i ilahi?"  Bir başka şiirinde ise:

" Biz senden rahmet istiyoruz, sen bize azap gönderiyorsun…

Madem ki yakacaktın; Zalimleri, mazlumları yaksaydın ya!"    Bu sözlerinden yola çıkarak Akif’e isyankâr bir şair diyebilir miyiz?   

  Erdoğan:

 Akif Kur'an müslümanıdır.  "Müslümanlık Nerde?" adlı şiirinde şöyle seslenir:

"Müslümanlık nerde? Bizden geçmiş insanlık bile.

Alem aldatmaksa maksat,  aldanan yok  nafile.

Kaç hakiki müslüman gördümse hep makberdedir.

Müslümanlık bilmem amma , galiba göklerdedir."

Akif gerçekten Allah'a nasıl inanılması gerekiyorsa öyle inanan bir insandır. Akif bilerek ve öğrenerek inanmış bir adamdır. Yani din ona miras kalmamıştır, dini yaşamıştır, özümsemiştir. Peygamber Efendimiz için, nasıl ki " Yaşayan Kur'an "  deniliyorsa; Aktif de döneminde yaşayan bir Müslümanıdır. 1900'lü yıllara bakarsanız; Osmanlı'nın batış yılları, Milli Mücadelenin var olduğu yıllar,  Kut'ül-Amare ve Çanakkale Savaşlarının yapıldığı dönemlerdir. Anadolu’nun birçok yerinin işgal altında olduğu dönemlerdir. O, bu yaşanan buhranı çok güzel şekilde ifade etmiş ve yer yer Mevla’dan yardım ve destek isterken sitemde ve isyanda bulunduğu yerler olmuştur. Ancak o nerede sitemde bulunacağını, nerede durması gerektiğini çok iyi bilen bir Müslümandır.

   Şairlerin ruh dünyaları bizimki gibi değildir, Akif’in bu ifadelerini yaşadığı sıkıntılardan dolayı, Rabbine yakarış tarzı olarak düşünmemiz doğru olur mu?

Erdoğan:

Yok, öyle değil. O şiirlerinde Allah karşısında o kadar samimi ve doğaldır ki,   bu ifadeler bir dua, bir yakarış şeklidir.  Akif'in şairliği ve sanatı kesinlikle düşüncelerinin hizmetkârıdır.  O, Şairliğini ön planda tutmaz. Akif Müslümanlığını, insanlığını ve davasını şeklin ve sanatın önünde tutar.  Şairliğini dava adamlığındaki bir vasfı olarak kullanır.

"Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı". Bu sözlerinden yola çıkarak Akif’in hadisleri kabul etmediğini, peygamberimiz değer vermediğini iddia ediyorlar. Bu konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Erdoğan:

 Akif, Allah’ın Müslümanıdır, Kur’an’ın Müslümanıdır. Akif filan insanın, filan cemaatin Müslümanı değildir. İttihat ve Terakkiye girmek için hocası Fatih Gökmen ve samimi arkadaşları ısrarcı davrandıklarında daha önce yapılmayanı yapmış, İttihatçıların yemin metnini değiştirmiş " Hak bildiklerime uyarım, batıl bildiklerime kesinlikle reddederim."  İfadesini yemin metnine şerh düşmüştür. Bu yüzden "Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı." Mısralarında  yanlış anlaşılacak hiçbir  şey  yoktur. Kur’an'ı çağa, güne taşımak gayesindedir. Kur'an yaşayan kitaptır. Yaşandıkça Kur’an’dır. Kur'an sadece iki kapak arasında bulunan mushaf değildir. Kur'an uygulanırsa Kur'an'dır. Akif'in, Hz. Peygamber hakkında yazdıklarını bilmemek cahilliktir, onun Hz. Peygamberden, sünnetten uzak kaldığını söylemekte ayrı bir cehalettir.

Kimileri Akif’in Abdülhamid’e söylediklerine bakarak  ya Akif’in tarafında olacaksınız ya da Abdülhamid’in diyorlar. Siz hangi taraftasınız. Bu olaya nasıl objektif yaklaşabiliriz. Düşüncenizi merak ediyorum.

 Erdoğan:  

Akif’le Abdülhamid’i karşı karşıya getirmek cahilliğin örneğidir. Çünkü; Akif üç yaşındayken Abdülhamid tahta çıkar ve Abdülhamid 1908 den sonra yoktur,  Akif ise 1908’den sonra ön plana çıkar.1908'e kadar Akif yirmili yaşlarda bir delikanlı bir delikanlıdır. Yani etkili bir adam değildir. Davası, derdi olan, vatansever bir insandır. Daha doğrusu burada bilgi hatası vardır. Akif’le Abdülhamid sanki aynı dönemde yaşamış, biri çok güçlü bir kalem, diğeri çok güçlü bir padişahtır. Akif sıradan bir şair, Abdülhamid ise koskocaman bir padişahtır. Acaba Abdülhamid’in Akif’in söylediklerinden ve kendisine karşı tavrından haberi yok muydu? İstese onu susturmaz mıydı? Her türlü cezayı verebilirdi Akif’e. Peki öyle bir duruş sergilemiş mi Abdülhamid? Hayır,  peki bize ne oluyor da hem hâkim oluyor, hem hüküm veriyoruz. Niçin bugün ben Abdülhamid’in avukatlığını yapıyorum. Bunlar bilinçli Akif düşmanı ve kasıtlı bilgi cahilleri olduğu için bunu yapıyorlar. Abdülhamid’le Akif’i karşı karşıya koyup savaştırdığınızda kim kazanır? Ben, gençlere Mehmet Akif'in Asımın Nesli üzerinden bir sürü mesaj veriyorum. Akif kime ne söylemesi gerektiğini bilen bir şahsiyettir. Hakka yakarışında bile bu kadar sitemkâr olan adam; Abdülhamid’in karşısına çıktığında titremez. " Şudur cihanda benin en beğendiğim meslek; sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek." diyen adamdır. Akif bulunduğu noktayı değiştirmez dönemde Abdülhamid’in yanında hiçbir düşünür, yazar yoktur. Bu doğaldır. Çünkü düşünce ve fikir adamı her zaman sarayın dediğini yapmak zorunda değildir. Mevlana der ki: “Saraya el avuç açan adamdan bilim adamı, münevver, aydın olamaz ". Gölgede duranın gölgesi olmaz. Akif birisinin gölgesinde kalsaydı Akif olamazdı.  Akif’i Akif yapan bu İbrahimî duruşu ve İsmailî teslimiyetidir. Akif ve Abdülhamid’i karşı karşıya getiren insanlar art niyetlidir. Abdülhamid’in hatası varsa avukatlığı bize düşmez.  Akif’in günahı, hatası varsa yargıçlığı bize düşmez. Biz alınacak ya da çıkartılacak bir ders varsa alıp heybemize koruz.  İkisi de benim için değerlidir, alabileceklerimi alırım. Gençleri Akif’ten bu denli soğutmak Abdülhamid üzerinden Akif’e vurmak kimseye fayda vermez.

" Kiminin maymunu var, kiminin Noel babası…" adlı bir şiir sosyal medyada dolaşıp duruyor. Şiirin Akif’e ait olduğunu söyleniliyor. Her yılbaşında kerli ferli birçok kalem sahibi bile köşelerinde bu şiiri paylaşıyor. Safahat’ta bu ifadelere rastlamadım. Akif’in böyle bir şiiri var mı?

Erdoğan:

Mehmet Akif’in ne Safahat’ında ne de yazdıklarına baktığımızda böyle bir şiire rastlamamız mümkün değil. Akif böyle basit, sıradan yazmaz. Akif, İstiklal Marşını bile aruz la yazan ve araz ile düşünen bir şairdir. Akif dimdik adamdır, kime ne söyleyeceğini,  ne zaman söyleyeceğini, ne zaman söylemesi gerektiğini bilen, hiç çekinmeden söyler. Bu "Yılbaşı Şiiri”ni, biraz şiirden anlayan okursa, aruzla hiç alakası olmadığını görür. Kuru, sığ ve alabildiğine hamasi ve sıradan ifadelerle doludur.

"İnmemiştir hele Kur'an bunu hakkıyla bilin ne mezarlıkta okumak ne de fal bakmak için…"  Bu sözlerinden yola çıkarak; Akif'in Vehhabi zihniyetli olduğunu söylüyorlar. Bu konu hakkında düşüncenizi merak ediyorum.

Erdoğan: 

Kur'an ölülerin değil, dirilerin kitabıdır. Ölülere okumak, dirilere fal bakmak, muska yazmak maksadıyla inmemiştir Kur'an. Kur'an’ın kelime anlamı okunan varlık, okunması gerekendir. Akif yine sözlerini eğip bükmeden, meramını açık ve net anlatıyor. Bizde bir söz vardır; bizi bilen bilir, bilmeyen de kendisi gibi sanır. Akif’e Vehhabi demek şaşı bakışın tezahürüdür.

  • Mehmet Akif’e Kur’an Meali yazma görevi verilince, kimilerine göre; Akif Kur'an mealini yeterli bulamayınca yayınlamaktan vazgeçmiş, kimilerine göre,  ibadetlerin Türkçeleştirilmesinden korktuğu için bu görevden vaz geçmiştir denilmektedir. Günümüzde Akif'in Kur'an Meali bulunmaktadır. Akif'in Meali yayınlanmış mıydı?

  Erdoğan: 

İbadetin Türkçe yapılması gerekçesiyle Ataşehir Mimar  Sinan Camiinde imamın  akşam namazını kıldırırken fatiha ve zammı surelerini mealen okuduğunu fark eden cemaat camiyi terk ettiği kulaklarda dolaşmaya başlar.  Sadettin Kaynak’ın da Kur’an’ı meal olarak teganni ettiği söylenir. Bunlar Akif tarafından izlenmekte ve duyulmaktadır. Akif bu işe alet olmak istemez. Dinledikleri ve duydukları onu meali yazıp teslim etmekten alıkoyar. Meal yazmaktan vazgeçtiğini Türkiye’ye bildirir.  Yazışmalar bu minvalde sürer.  Akif Kur’an mealini Mısır’da tamamlar. Tamamladıktan sonra, Mısırdan  yurda dönerken,  Ekmelettin İhsanoğlu’nun babası Yozgatlı İhsan Efendi'ye emanet eder ve der ki: "Ben gelirsem alırım, gelmezsem bu metinleri yak.". 1961'de İhsan  Efendi oğlunu yanına çağırır; evladım Ekmelettin, Akif'in  emaneti çekmecenin gözündedir. Gereğini yap. Babasının vefatından sonra Ekmelettin İhsanoğlu; Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin oğlun da olduğu beş kişilik bir arkadaşıyla Akif'in Mealini yaktığını basına açıklamıştır. Piyasada bulunan Akif Meali  ise; Mehmet Akif'in Sırat-ı Müstakim ’de, Sebilürreşad’da, safahat ve diğer yerlerde Kur'an  ayetleri üzerine yazdıkları ve konuştuklarıdır. Bana sorarsanız; Safahat bir nevi tefsirdir. Şiirlerin büyük bir kısmı Kur’an ayetlerin tercümeleridir. Fatih Camiinde, Süleymaniye Camiinde, Balıkesir Zagnos Paşa ve Kastamonu Nasrullah  Kadı Camiinde verdiği  vaazlarda da birçok ayetin tefsiri vardır. Son söz şunu söyleyebilirim: Akif'in yazdığı meal yakıldı, böyle bir meal yoktur.

Akif Mısır' a niçin gitti? Gitmese kalsa idam edilir miydi?

Erdoğan: 

Akif, 1923' te Abbas Halim Paşa'ya; arkasında hafiyelerin olduğunu , kendisinin vatan haini olmadığını,  bu kadar izlenilmesinin kendisini çok yorduğunu, hem bu durumdan çok sıkıldığını hem de çok üzdüğünü dile getirir. Akif’in dostu Abbas Halim Paşa onu Mısır’a davet eder ve Mehmet Akif1923-1925 yıllarında yazları, 1925’ten sonra kesintisiz 11 yıl Mısır’da yaşar. Yaşamak zorunda bırakılır da denebilir. Akif burada kalsaydı; yüzde doksan dokuz İstiklal Mahkemesinde yargılanırdı. Çünkü en yakın arkadaşlarından Eşref Edip bu mahkemede yargılandı, Sırat-ı Müstakimden dolayı. Akif sıradan bir şair değildi. Burada kalsaydı başına nelerin geleceğini  bildiği için Mısır' a gitti. Aynı zamanda eşi  İsmet Hanım de hastadır ve doktorlar sıcak iklimde yaşamasının sağlığına faydalı geleceğini ifade etmişlerdir. Daha önce gittiği Mısır'ın havası Akif’e de iyi gelmiştir. Abbas Halim’in daveti üzerine gönüllü sürgüne gider.  Uzun yok ve yoksulluk içinde yaşar. 1936’ da vatanına döndüğünde Akif'e sorarlar: “Vatandan uzak kalmak nasıl bir duygu?” Cevabı manidardır:   "Mısırda 11 yıl kaldım, 11 ay daha kalsaydım çıldıracaktım. "Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda/ Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda." diyen Şair vatana hasret bırakılmıştır.

"Bugün ne maskara olmuşsa milletin kılığı: Lisanda öyle olur!"  ve yahut:

"Başta bir dalgalı fes, tâ tepesinden o ibik, 

cuk oturmuş bakıyor; mavi beş on kat iplik, 

 Sapı yok püskülü tutmuş da, dışından ibiğe,  

Bağlanmış sımsıkı, 'Artık bu da kopmaz ya! diye, 

Önü çökmüş sarığın, orta taraf vermiş bel; 

Çağlıyor püsküle baktım, üzerinden tel  tel."   

 Bu mısralardan yola çıkarak; Akif’in fesi ve sarığı hafife aldığını iddia ediyorlar. Bu mevzuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Erdoğan: 

Akif'i anlamayan, idrak edemeyenler, yine bu noktadan yaklaşıyorlar, bakıyorlar. Sadece şekle bakanlar da var. Akif benzer dizelerle bu işin sadece cübbeyle ve sakalla olduğunu zannedenlere cevap niteliğinde gönderme yapar.  Yunus Emre de böyle öyle demiyor mu? "Dervişlik olsaydı cübbeyle hırka/   Biz de alırdık otuza kırka."

Dervişliği cübbeye, hırkaya, sarığa indirirseniz -içi boşaltılırsa-   manzara bugünkü gibi olur. Bugüne kadar Akif kadar vatanı, bayrağı, dini ve milleti için bedel ödeyen bir tane cübbesi, hırkası olan arkadaşlar varsa; aynı saygıyı onlara da gösteririz. Dervişlik hırkayla cübbeyle değil; gönül, ruh ve iman ve ihlasladır.  Dervişlik  "cübbe giyme, sarık takma "dan ibaret değildir. Her cübbe giyen, her sarık takan da ulema değildir. Akif şekille ilgilenmez öze bakar. 

Akif'in ,  Atatürk  hakkında  ne düşünür?

 Erdoğan:  

Atatürk hakkında olumsuz bir düşüncesine rastlamadım.  Atatürk’le, Milli Mücadele'de omuz omuzadır. Mustafa Kemal; Milli Mücadele başladığında Akif’i Ankara’ya davet etmiştir. Akif’in Milletvekili olmasını istemiş ve ondan halkı irşat etmesi için faydalanmıştır. Kastamonu, Balıkesir, Konya gibi birçok ile giden Akif, halka cami kürsülerinden ve gazete sütunlarından seslenmiştir. Çünkü o da bilir; Akif etkili bir dava adamdır. Milli Mücadele sonrasını ifade etmiştim. Mısır'a gidince  Akif yine "kod adı İrtica 906" olarak takibe devam edilmiştir. Mısır'dan dönerken,  "Gölgeler "adlı kitabı yurda alınmamıştır. Akif’in şahıslarla problemi yoktur. Sultan Abdulhamit’te de olduğu gibi. Şahsiyete bakar Mehmet Akif.  Akif'e göre;  Mustafa Kemal iyi bir asker, iyi bir vatanseverdir.   

  • Bir taraftan  " Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar…" derken, bir taraftan da  Batı’nın ilmini, sanatını almamızı istiyor  Mehmet Akif. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

    Erdoğan:

  Almanya’dan dönünce Almanlar nasıldı diye soranlara: " Dinleri işimiz gibi, işleri dinimiz gibi… "der.  Akif,  Batı’nın sırtlan yüzünü biliyor ama onların iş disiplinlerini görüyor, Akif bu disiplini beğeniyor.  O dönem de herkes Batı'ya hayranken; Akif hayran değil,  o dönemde herkes manda yönetimi desteklerken; Akif, asla Manda istememiştir. Batının teknolojisine ve disiplinine bakıyor. Bilime ve sanata önem veriyor; ancak özümüzü kaybetmeden Batı'nın ilmini almamızı söylüyor. Din sadece camide olan bir mefhum değildir. Belli mekân ve zamanda bulunana hapsedilemez. Müslümanın yirmi dört saati dine uymak zorundadır. Bir Müslüman sadece ibadet yapmadığı için günahkâr değildir, çalışmadığı için de günahkârdır Akif'e göre.

Devlet tarafından Mehmet Akif'e neden cenaze töreni düzenlenmedi?

  Erdoğan: 

Akif Mısırdan dönünce, devlet tarafından yine takibe devam ediliyor. Akif'in öldüğünü devlet biliyor fakat devlet, cenaze töreni düzenlemek istemiyor. Akif'in bir duruşu vardır: " Şudur cihan da benim en beğendiğim meslek/ Sözüm odun olsun, hakikat olsun tek." diye mottolaştırılacak. Yine Akif: "Hayır, hayal ile yoktur alışverişim/  Her ne söyledimse görüpte söylemişimdir.".

  Akif'in meşhur olmasını,  Akif'in eller üstünde taşınmasını, Akif'e resmi cenaze töreni düzenlenmesini istemeyen bir grup vardı. Bu grup, Akif’in kimsesiz tabutunun Beyazıt’ta üç dört vatandaş birkaç öğrenci tarafından kaldırılacağını zannediyordu. 

“Asım'ın  Nesli...Diyordum ya, nesilmiş gerçek…"   dediği gerçek nesil,  Akif'i hiçbir zaman zorda ve darda bırakmamıştır. Bu milleti de darda bırakmamıştır. Çanakkale’de,  Kutülammare’de ve 15 Temmuz da bu gençlik vatana sahip çıktığı gibi İstiklal Şairine de bu gençlik sahip çıktı. Akif'in derdi gençlerdi. İnsan çağlayanı şeklinde Beyazıt’tan Edirnekapı’ya kadar omuzlarında tekbirlerle AkifX’i taşıyan bu gençlik, bir yıl sonra  Akif'in mezarına tekrar gitti.  Bu gençler Akif'in mezarını bulamadılar; İstiklal Şairimize  mezar taşı bile çok görülmüştü. Öğrenciler kendi aralarında kitap yazdılar ve yazdıkları bu kitabı satıp Akif'e mezar yaptırdılar. Akif’in kimseye eyvallahı, kimseye bir borcu yoktur. Hepimizin Akif'e borcu vardır. Ona olan borcunu ödemeyenler en azından Akif'in aziz hatırası karşısında edeple susmayı becerebilmelidir.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum