Anne İnsanlığın kalbidir
İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğünün Yazarlar Okullarda Projesi kapsamında yürütülen “Öğretmen Yazarlar” etkinlikleri devam ediyor. Bu etkinlikler çerçevesinde Kâğıthane Ferit Aysan Çağdaş Yaşam İlköğretim Okulunda öğrenciler, Yusuf Çopur’un Daha Vakit Var adlı romanını okudular. Yusuf Çopur’la hem bu ilk okur-yazar buluşmasını hem de kitabını konuştuk.
Bugün ilk imzanızı yaptınız. Hep yazarlarla giderdiniz okullara bugün yazar olarak gittiniz nasıl bir duygu?
Bugüne kadar yüzden fazla yazarla üç yüzden fazla öğrenci yazar etkinliğine katıldım. O programlarda yazarlardan çok ben heyecanlanırdım. Öğrencilerin yazara ve kitaba olan heyecanı beni çok etkilerdi. Bugün yazan bir insan olarak onlarlaydım. Mutluluğum iki kat arttı. Yazdıklarınızın karşılık bulduğunu görmek elbette mutluluk verici.
Öğrenciler çok güzel sorular sordu. Kitabınızı beğendiklerini söylediler. Daha Vakit Var’ın yazılış öyküsünden bahseder misiniz?
Daha Vakit Var, kurgusunu hayatın gerçeklerinden alan bir roman. Yaklaşık üç yıldır içimde taşıyordum ve en son cümlesi geçen ay koptu benden. Anne. İnsanın kalbidir, hatta insanlığın kalbi bence. Anneyi, annesizliği anlatmaya çalıştım.
Eser oldukça hüzünlü. Kenan’ı yazarken çok zorlandığınız bir yer oldu mu? Ya da yazmaktan vazgeçtiğiniz?
Kitabı yazarken beni en çok üzen ve canımı yakan Kenan’ın yaşadıklarını yazmaktan ziyade gerçek hayatta Kenan’ların var olduğunu bilmemdi. Anneden uzak, yoksulluk çemberinde, yurt köşelerinde. Bizde bu şekilde hayatın çocukluk borçlu olduğu bir nesil var. Sadece anneden uzaklık değil. Asıl sorun sevgiden uzaklık. Din gibi temelini sevgi nin oluşturduğu bir sistemi nasıl oluyor da çocuklara cehennemim kızgın ateşiyle anlatıyorlar anlamak mümkün değil. Düşünsenize. On bir yaşında bir çocuk. Sevgiden önce korkuyu öğreniyor. Ne acı bir durum. Keşke tüm yazdıklarım sadece bir kurgudan ibaret olsaydı.
Yeni bir yazarsınız. Örnek aldığınız ve sizi en çok etkileyen eser ve yazarlar hangileridir?
Selim İleri, gerek dilindeki incelik yönünden gerekse üslubundaki nazenin yapı ve içten etkileyicilik bakımından olsun benim her zaman benzemek istediğim, bir yazar. Onun başta Yarın Yapayalnız ve Yağmur Akşamları olmak üzere bütün eserlerinden etkilendim diyebilirim. Cemil Kavukçu’nun öykülerinden, Ahmet Ümit’in akıcılığından. Yeni yazan biri için çok şanslıyım diyebilirim. Selim İleri, Cemil Kavukçu, Ahmet Ümit gibi edebiyat hazinelerini tanıma ve eserimi onlara okutma imkânım oldu.
Şiirler de belirleyici bir etkiye sahip eserinizde. Neden şiir kullanmak istediniz?
Şairler kadar becerikli olmadığım için belki de. Onların tek satırla anlattığını sayfalarca anlatamadığım için de olabilir. Şiir bu eserin yön oklarıydı aslında. Cemal Süraya’dan, Nâzım Hikmet’e, Poe’dan Dranas’a. Her şiir bir romandır bence. Benim yazdıklarım da bu romanlardan doğan küçük bir parça.
Okurken bir şey dikkatimi çekti. Birçoğunu bugüne dek pek duymadığımız atasözü, yöresel deyimler kullanıyorsunuz. Özel bir nedeni var mı?
Atasözlerin, deyimlerin bir dilin zenginliği olduğunu düşünüyorum. Özellikle Anadolu’da gündelik konuşmalarda çok sık kullanılır deyim ve atasözleri. Bu zenginliği yansıtmak istedim.
Kitapta anlattıklarınız birçoklarının başına gelmiş olaylar aslında. Basit bir hikâye ama inanılmaz samimi. Basit bir hikâyeyi kurgularken yazar, ilgi çekmesi için neler yapar?
Yazarken “nasıl ilgi çeker” diye hiç düşünmedim. Bence önemli olan ne anlatılırsa anlatılsın anlatılan şeyi bireysellikten çıkarabilmektir. Anlatılanlar, öznellikten sıyırdığı sürece başarılı bir eser ortaya konulabilir, diye düşünüyorum.
Bir anne ve oğlun içten içe gelişen, dışarıdan kimselerin duymadığı diyalogunu anlatıyorsunuz kitapta. Dışarıyla temas ve diyalog çok az. Biraz da çaresizce kalınan sessizliğin romanı mı bu?
Evrensel bir duygu annelik. İnsanlık tarihiyle birlikte birçok şey değişiyor, gelişiyor veya yozlaşıyor. Ama anne sevgisi ve annelik duygusu her çağda her toplumda, inanışta birey üzerindeki önemini korumuş ve etkisini her daim hissettirmiştir. Anne içtir aslında. Özdür anne. Ve anne sevgisini insanın özüne olan hasreti olarak değerlendiriyorum. Kenan da annesini içinde yaşayan ve yaşatan bir karakter. Annesinin hastalığı karşısındaki çaresizliği de onu daha içine kapatıyor. Annesizliğin romanı denilir mi bilmiyorum ama Kenan sadece fiziken annesinden mahrum kalıyor. Annesi Kenan’ın hem kalbinde hem de hatıralarında sürekli varlığını hissettiriyor.