"Keşfetme, anlama, ileri görüşlülük, sür'atli intikal, çabuk seziş ve kavrayış, zihin uyanıklılığı, çabukça anlayış kabiliyeti" manalarına gelen firaset Arapça bir kelime ve dini bir terim olup Arapça sözlüklerde, hadisi şerifte ve dini kaynaklarda bu şekilde kullanılır.
Ancak Türkçe sözlüklere baktığımızda veya bazilarnı dinlediğimizde ne yazık ki bu kelimenin "Feraset" olarak kullanıldığını görüyoruz. Türk Dil Kurumu Sözlüğü'nde (değişik tarihlerdeki baskılarda) "Firaset" hiç yer almazken,"Feraset":"Anlayış, seziş, sezgi" olarak açıklanır. Ferit Develioğlu'nun "Osmanlıca -Türkçe Ansiklopedik Lugat"ında yine "Feraset" aynı manada kullanılarak "aslı Firaset" denilir. Firaset kelimesi ise:"(bkz: Feraset)) binicilik, at yetiştirme bilgisi, yiğitlik, mertlik" olarak açıklanır. Diğer Sözlükler de hemen hemen birbirine benzer. Şemseddin Sami'nin"Kamus-ı Türki"sinde her iki kelimeye de yer verilerek Feraset için:"At bindirip terbiye etmek, ata binmek." şeklinde açıklanır ve "Firaset yerine Feraset'in kullanılması galat (yanlış) tır ve onun manası başkadır." denilir. Ki doğrusu da budur. Firaset, " bakmak, nazar etmek, sezmek, istidlal etmek, içe doğmak, keşf ve ilham" manaları için de kullanılır. "İşte bunda mütevessimin (firaset sahibi-ibret alanlar) için alametler-işaretler vardır." (Hicr 15/75) ayetinin sonunda geçen "Mütevessimin" kelimesini müfessirlerin çoğu ve tasavvuf ehli "Firaset sahipleri" olarak yorumlar. Tasavvufta, âyetlerde geçen: "Allah (cc) tarafından insana üflenen ruh" un (Hicr 15/29;Secde 32/9; Sad 38/72) firasetin kaynağı olduğuna işaret edilir. Sevgili Peygamberimiz firaset konusunda şöyle buyurmuştur; "Mü'minin firasetinden korkunuz. Çünkü o, Allah'ın nuruyla bakar." (Tirmizi,Tefsir,16) Nitekim Hz. Ömer (r.a.)'in bazı ayetlerin getirdiği hükümleri bu ayetler inmeden önce bildiği ifade edilir. Yine Hz. Osman (r.a.)'ın yanına gelen bir kişinin gelmeden önce namahreme baktığını anlaması üzerine "Peygamberimizden sonra vahiy mi geldi?" demesi üzerine: "Bu vahiy değil firasettir." demiştir. (İbnu'l-Arabi, Fütuhat,II, 311) Basiret, İlahi sıfatlardan biri olan "Basar" kelimesi ile aynı kökten gelen Arapça bir kelimedir. "Görme, idrak etme, bir şeyin içyüzüne vakıf olma, sezgi" manasına gelir. Tasavvufta basiret, "Allah (cc)'in nuru ile bakma ve görme" şeklinde tarif edilir.. Buna göre Basiret, Firasetle eş anlamlıdır. Mutasavvıflar, insanların dış alemi gören bedendeki iki göze karşılık kalbin de iç alemi gören gözü bulunduğunu kabül eder. Kalb gözü buna denir. Bedendeki gözler, maddi alemdeki varlıkları, olayları, renkleri ve şekilleri gördüğü gibi kalb gözü de dış alemdeki eşya ve olayların içyüzünü ve manevi alemdeki hakikatleri görür. Bedendeki gözler, insanlarda olduğu gibi hayvanlarda da vardır. Fakat kalb gözü sadece insanlara mahsustur. (TDV, İslam Ansiklopedisi,5,103) Kur'an-ı Kerim'de "görme" manası yanında özellikle " hakikati keşfetme, doğru yolu tanıma, doğruyu yanlıştan ayırma yeteneği" manalarında kullanılır. Basiretin beş duyudan biri olan görmenin ötesinde ruhi bir meleke (yetenek) olduğu hadisi şeriflerden anlaşılmaktadır. Hadisi şerifte: "Ruh bedenden ayrıldığında basar (görme) gücü de onunla birlikte gider." buyurulmuştur. (Müslim,Cenaiz,7,9) Kur'an-ı Kerim, Basiret'in çoğulu olan Besair kelimesiyle şöyle ifade edilir: "Bu ( Kur'an), Rabbinizden gelen basîretlerdir." (Araf 7/203) Kalb gözlerini açan, doğruyu görmeye götüren beyanlar!.. Aynı kelime Musa (as)'a gönderilen Tevrat için de kullanılır. (Kasas 28/43) Ayrıca gerçekleri görmeyen, anlamayan ve duymayanlar hakkında:"Sağır,dilsiz ve körler." ifadesi vardır. (Bakara 2/18) Yine gerçekleri idrak edemeyenler için "bakar körler " tabiri kullanılır: " Sen onları sana bakar görürsün, ama onlar görmezler." (Araf 7/ 198) Günlük Hayatımızda bunlara sık sık rastlarız.Öğretmelik yaptığımız yıllarda ders anlatırken başka şeyle meşgul olduğunu anladığımız öğrencilere zaman zaman: "öyle mi" diye sorduğumuzda :"evet" cevabından sonra "nasıl?"dediğimizde cevap alamıyorduk. Çünkü vücutları sınıfta, akılları başka yerde. Örnekleri çoktur. "Onların kalbleri vardır anlamazlar, gözleri vardır görmezler, kulakları vardır duymazlar." (Araf 7/179); "Şüphesiz ki, gözler kör olmaz, lakin göğüsler içindeki kalbler kör olur." (Hac 22/ 46) ayeti kerimeleri de yukardaki hususları teyid eder. İşte o zaman firaset ve basiret olmaz, gercekler görülmez. Önemli olan, göremeden bakmak değil, görerek anlamak ve kalb gözüyle bakabilmektir. Kalb gözü açık olan insana "veli" (Allah dostu) denir ki çoğulu "evliya" dır. Ancak bazı gerçekleri görmek ve anlamak için illa da evliya olmak gerekmez.Zaten herkes de evliya olamaz. Çünkü firaset ve basiret yeteneği her insanda az-çok bulunur. Bazılarında çabuk, bazılarında geç gelişir. Aklı ve mantığı iyi kullanmaya, objektif ve tarafsız gözle bakmaya, iyi düşünüp muhakeme yapmaya bağlı. Insanların, diğer varlık ve olayların iç yüzünü keşfetmesi ve gelecek hakkında doğru tahminlerde bulunabilmesi, taraf tutan gözlükleri çıkartıp akli selim, firaset ve basiretle bakmakla olur. Bu,Tabii Firasettir. Tarih ibret almak içindir. Çünkü "aynı sebepler aynı şartlarda aynı sonuçları doğurur." Bu genel bir kuralıdır."Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan bellidir." "Görünen köy, kılavuz istemez." gibi ata sözlerimiz vardır. Özellikle milli tarih milletler için hafıza gibidir. Milli tarihini unutanlar, tarihten ders almazlar, kendilerini de unuturlar ve kaybederler. Mehmet Akif:"Geçmişten adam hisse kaparmış...Ne masal şey! Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi? "Tarih"i "tekerrür" diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?" der. Bir de Yüce Allah (cc)'ın bazı (sevdiği-veli) kullarına lütfettiği kalbi ilham, sezme, bilme şeklinde hususi firaset vardır. (Gelecek sayıda buradan devam ederiz.)
