İLYAS TEKİN (Arştırmacı-Eğitimci - Yazar)


FİRASET VE BASİRET (2)


Önceki yazımızda tabii firaseti anlatmış, hususi firasete gelmiştik.      "Mü'minin firasetinden korkunuz. Çünkü o, Allah'ın nuruyla bakar." (Tirmizi,tefsir,16)         Bu hadisi şerifin dayandığı ayeti kerimeler vardır:      "Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa o, Rabbinden bir nur (ışık) üzerinde değil midir? Allah'ı zikretme hususunda kalbleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun!" (Zümer 39/22)         İmanın asil merkezi olan kalbin bulunduğu göğsün-gönlün İslam'a açılması, nurun gelmesine sebeptir.      Bunu destekleyen başka bir ayeti kerime:     "Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir nur (ışık)  verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayacak durumdaki kimse gibi olur mu?" (En'am 6/122)      Necmeddin Kübra, bu ayeti şöyle yorumlar:     " Ona cemalimizden bir nur veririz ki, o bu sayede firasetle insanlar arasında yürür ve onların hallerini müşahede eder, görür."       Kur'an-ı Kerim'in en uzun ayeti, alışveriş, borçlar hukuku ve adeta noterlik sisteminden bahseder ve sonunda şöyle bir cümle geçer:     "Allah'tan korkun, Allah size öğretir." (Bakara 2/282)     Çünkü dinimizin özü, sevgi, dürüstlük, yalan söylememek, haramlardan ve kul hakkından sakınmaktır. Demek ki insanlar  Allah'tan korkarsa, yüce Allah (cc) onlara bilmediklerini öğretir.       Başka bir ayeti kerime:        "Ey iman edenler, eğer Allah'tan korkarsanız, O size bir Furkan verir." (Enfal 8/29)       Kur'an-ı Kerim'in ve 25. sürenin adı olan ve 7 ayette geçen Furkan, "iyi,güzel ve doğruyu kötü, çirkin ve yanlıştan, hakkı batıldan ayırmayı sağlayan akıl, sezgi gücü, vicdan, firaset ve basirettir." Bu çok açık!..         Peygamberimizden bahseden bir ayeti kerime:      "İman edip salih amel  işleyenleri, karanlıklardan nura (aydınlığa) çıkarmak için size Allah'ın apaçık ayetlerini  okuyan bir peygamber gönderdi." (Talak 65/ 11)       Görüldüğü üzere, bu ayetlerin ve hadisi şeriflerin hepsinde "Nur" kelimesi geçiyor. Nur, bir ışık, aydınlık, veya asıl konumuz olan firaset ve basirettir. Bu nura ulaşmak,iman ve salih amel ile olur. Amelsiz, yaşanmayan ilmin kıymeti olmaz. Amelsiz ilim, meyvesiz ağaç gibidir.      Salih amel, gösterişten uzak yapılan ibadetler, güzel, yararlı işler nur kazandırır. Bunun tersi olan kötülükler ise kalbleri karartır, kirletir. (Mutaffifin 83/ 14)      Şimdi bakınız sevgili Peygamberimiz ne buyuruyor:      "Allah Teala şöyle buyurmuştur:      'Her kim ki benim veli (dost) kuluma düşmanlık ederse, ben ona karşı harp ilan ederim. Kulum, emrettiğim farzlardan daha sevimli herhangi bir şeyle bana yakınlık sağlayamaz. Kulum bana nafile ibadetlerle durmadan yaklaşır. Ben onu severim. Kulumu sevince de (adeta) ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı  olurum. Benden ne isterse veririm,bana sığınırsa onu korurum.' " (Buhari, rikak,38)       Buradaki "işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı", O'nun kulun vücuduna gireceği manasına gelmez; ilahi yardımın kulun bütün hayatını kapsayacağını ifade eder. O'nun yardımıyla insan doğruyu işitir, görür-konuşur, doğru işler yapar, doğru yerlere gider; yanlış işler yapmaz!..Allah dostlarına düşmanlık yapanların cezası da ağır olur.      Bu ne ile olur? Önce farzlar, sonra nafile ibadetlerle. Nefsin arzularına karşı koymak, haram ve şüpheli şeylerden kaçınmak, Peygamberimizin sünnetini bir hayat tarzı olarak benimseyip ona göre yaşamak insanın firaset ve basiret sahibi olmasını sağlar. Nafile  Türkçe'de boş-boşuna manasında kullanılır, ama dini terim olarak nafile, farz ve vacibden fazla olan her türlü ibadetler (namaz,oruç, zekat,hac) dır. Farz ve vacib, yüce Allah (cc)'ın emirleri, nafile ise Peygamberimizin sünnetleridir. Teheccüd, Kuşluk ve Evvabin namazı gibi. Mü'min, bunlarla  Rabbine yaklaşır.      Her sene  mübarek aylar ve geceler yaklaştığında bazı TV'lerde dinden bahsedenler, nafile ibadetlerin adeta olmadığını, neredeyse yasak olduğunu söylerler. Üzücü,ama maalesef böyle! Halbuki yukardaki hadisi kudsi herşeyi açıkça anlatıyor. Mübarek gün ve geceler nafile ibadetlerden başka nasıl değerlendirilir?.. Siz aldanmayın,devam edin.       Ayrıca kişinin farz borcu olduğu takdirde bunların nafile ibadetlerle tamamlanacağı şu hadisi şerifle bildirilmiştir:      "Kıyamet günü kulun ilk hesaba çekileceği şey farz namazlardır. Eğer farzlar tamamsa, işi kolaylaşır. Aksi halde 'bakınız nafileden bir şey var mi?' denir. Varsa, nafile ile farzlar tamamlanır. Sonra diğer farzlar için de bunun gibi yapılır." (Kütübi Sitteden Buhari ve Müslim'in dışında dört sahiih hadis kitabı ile Darimi ve Hakim)      Şöyle özetleyebiliriz: Mü'min firaset ve basiret sahibidir, Allah (cc)'in nuruyla bakar, ileriyi görür, doğru karar verir, ne kimseye zarar verir, ne de kimseden zarar görür. Akıllı- şuurludur, aynı delikten iki defa ısırılmaz (aynı hataya tekrar düşmez). Dürüsttür asla yalan söylemez, insan haklarına saygılıdır. Haramlardan, özellikle kul hakkından şiddetle kaçar. Güvenilirdir, kimseye eliyle ve diliyle asla zarar vermez.       Namaz, oruç, zekat, hac ve bütün ibadetlerin gayesi - hedefi, kötülüklerden kaçınmak ve güzellikleri elde etmek, güzel ahlak sahibi olmaktır. Bu, aynı zamanda ibadetlerin kabül olup olmadığının göstergesidir.          Bunlar çok güzel!  Peki ya günümüzde  böyle mi? Burası çok önemli. Şüphesiz ki çok iyiler var. Ama maalesef namaz kılıp yalan söyleyen, haram ve kul hakkı yemekten çekinmeyen; haram para veya kul hakkıyla hacca - umreye  giden insanlar da yok değil..          Onun için de asıl firaset ve basiret sahibi olması gereken müslümanlar, İslam alemi maalesef tam tersi durumlarla karşılaşmaktadırlar. Çoğu zaman kandırılmakta ve oyuna gelmektedirler. Çünkü ibadetler ruhuna ve hedefine uygun yapılmıyor. Emekler boşa gidiyor, yazık oluyor. Namaz kılmak, eğilip kalkmaktan; oruç,aç durmaktan, hac ve umre gezmekten ibaret değildir...