EĞİTİM ÖĞRENCİYE DOKUNMAKTIR
ABDULBAKİ MURAT  (Bahçelievler Şehit Mehmet Karaaslan İHL Müdürü)

ABDULBAKİ MURAT (Bahçelievler Şehit Mehmet Karaaslan İHL Müdürü)

EĞİTİM ÖĞRENCİYE DOKUNMAKTIR

13 Haziran 2015 - 15:35

“Eğitimde bir numaran nedir?” diye bir sual sorulsa cevap olarak “öğrenciye dokunmaktır” derim. Bu iki kelimelik basit cümle aslında derince düşünüldüğünde iki kelimeye sığamayacak kadar hacimli/ sihirli bir anlam ifade eder.

Öğrenciler değerlendirilirken sıklıkla olumsuz bir zaviyeden bakılır. Mesela bir okulda genelde yaramazlar konuşulur, aklı başında, çalışkan ve ahlaklı öğrenciler pek fazla gündem olmazlar. Esasen bu öğrenciler başarıları ile konuştukları için başka bir arayış içerisine de girmezler. Çünkü eğitim sürecinde onlara ya ebeveyn veya öğretmentarafından dokunulmuştur.

Yaramaz öğrenciler de aslında lisan-ı hal ile kendilerine dokunulmasını beklemektedirler ancak ne yazık ki bu çoğu zaman gerçekleşmez ve onlar süreçte öğrenilmiş çaresizler olarak ortaya çıkarlar.Bu çocuklarda potansiyel vardır ama keşfedilmeyi beklerler. Bu tip öğrenciler için dersin, sınıfın, kitap ve defterin pek fazla önemi yoktur. Kendisini gösterebilmek için yaramazlık yapar, arkadaşı ile kavga eder, okuldan kaçar vs… Disipline gitmekse onlar için özgüven anlamında ayrı bir maharettir.

Aslında bir yetenek avcısı olması bakımından her öğretmen aynı zamanda birer kaşiftir.

Yaşanmış bir hadise olarak şu maddeleştirmeyi istifadelere sunmak istiyorum:

Bir programda şiir okumaları için Edebiyat Öğretmeni sekiz tane öğrenci belirler. Öğrencilerin özgüvenleri eksiktir ve “biz bu işi yapamayız” şeklinde düşünmektedirler.

1. Gün:Öğrenciler katılacakları program için öğretmenlerinin belirlediği şiirleri okumaya çalışsalar da son derece tutuk bir şekildedirler. Kekeliyorlar, sallanarak, zorlanarak okuyorlar. Yarına kadar çalışacaklardır.

2.Gün:Öğrencilerden bazıları öğretmenlerinden özür dileyip programa çıkmak istemediklerini söylemektedirler. Ancak başka bir öğretmen onlara “siz başarabilirsiniz; gerekirse bizler de yardımcı oluruz” diyerek destek verir. Öğrenciler uğraşacaklarını söylediler.

3.Gün:Öğretmen öğrencileri bahçede toplayıp, başaramayacakları bir şey olmadığını dünden daha iyi olduklarını anlatarak, yarınaçalışıp gelmelerini söyler. Biraz toparlandıkları görülüyordu.

4.Gün: Öğrenciler gün boyu salonda çalıştılar ve hatta bir ara okul bahçesine çıkıp yüksek sesle “Mehmedim!” şiirini okudular. Bazı yanlışları olmasına rağmen ilerledikleri belli oluyordu.

5.Gün:Öğrenciler okudukları şiirleri internetten bulup nasıl okunduğuna dikkat ederek onları taklit etmeye çalıştılar. İçlerinden bazıları kendilerinin onlardan daha iyi okuduğunu söylediler. Canlanmış gibiydiler.

6.Gün:Öğretmen yarın için prova olacağını bu gün daha fazla çalışıp şiirlerdeki vurgu yanlışlarını düzeltti. Defalarca onları okuttu.Seslerini kayda alıp bizzat kendilerine dinleterek onları çalıştırdı.

7.Gün:Prova vardı. Sahneye çıktıklarında son rötuşlar yapıldı. Öğretmenler çocuklara özgüven aşıladılar. Ancak öğrenciler kendi aralarında hala iyi okuyamadıklarını konuşuyorlar ve çalışmaları gerektiğini söylüyorlardı.

8.Gün: Bu gün program vardı ve yaklaşık bin kişinin karşısına çıkıp şiir okuyacaklardı. Program başladığında bu gençler seyircilerin karşısına çıkıp öyle bir şiir okudular ki dinleyenler ve öğretmenler adeta hayran kaldılar bu okuyuşa. Programın akılda kalan bölümlerinden birisi olarak ifade ediliyordu.

Öğrenciler jest ve mimiklerinin yanında el-kol hareketleri ile de okudukları şiiri destekliyorlar ve izleyenlere adeta bir şiirin nasıl okunacağı konusunda en güzel örneği sergiliyorlardı.

Sekiz öğrenciye sekiz günde yaptırılan bu çalışma ve elde edilen sonuç öğrencilerle irtibatın, onlara motivasyon yüklemenin, dokunmanın ve güvenmenin ne denli etkili olduğunu göstermesi bakımından fevkalade önemlidir.

Öyleyse ilk paragraftaki cümlemi tekrarlayayım: Eğitim-öğretimde birincil olarak yapmamız gereken şey öğrencilerin gönüllerine girerek onlara dokunmaktır ve zaman harcamaktır. Bunu tüm öğrencilere yaygınlaştırabilirsek eğitimciler olarak vazifemizi yapmış sayılabiliriz.

Öğrencilerimize sinirli değil, sihirli dokunuşlar yaparsak öğretmenliğin kutsiyetinden bahsedebiliriz. Bu da özveri ile çalışmaktan, merhamet ve vicdani sorumluluk ile hareket etmekten, insan yetiştirmek ve devamında ihya edilmiş toplumu ortaya çıkarmak ideali ve çabası ile mümkündür.

YORUMLAR

  • 0 Yorum