Eğitimin işlevi ve önemi
MUHSİN DURUCAN (Emekli Müfettiş-Eğitimci-Yazar)

MUHSİN DURUCAN (Emekli Müfettiş-Eğitimci-Yazar)

Eğitimin işlevi ve önemi

20 Eylül 2014 - 09:03

Eğitimin işlevi ve önemi

“En iyi eğitimli kişi, yaşadığı hayatı en iyi anlayandır.”                  

                             Helen Keller

Eğitim: Davranışları olumlu yönde değiştirme sanatı, olarak tanımlanır. Bireyin eğitimi, ülkesinin ilerlemesinde önkoşul olarak bilinir. Eğitimli bireylerden bilinçli ve uygar toplumlar oluşur. Üstelik her olumlu gelişmenin, her acının ya da olumsuzluğun altında ikilemsiz eğitimsizlik vardır.

                                   ***

Kısa süre önce Van 7,2 Erciş Depremi’nde yaşamlarını yitiren ve sayıları yetmişi aşan öğretmenlerimizi anmadan geçemeyeceğim. Yerleri aydınlık olsun! Çürük yapılar dikerek çıkar hesaplarını ön planda tutan acımasız ve eğitimsiz insanlar, bulundukları toplumun yüz karasıdırlar! Ayrıca, ömrünün baharında canlarından olan öğretmenlerimize oturma evleri (lojman) sağlamayan, kendileri villalarda oturan tüm yetkililer ve tüm insanlar vicdan muhasebesi yaparak içsel yargılamaya gitmelidirler. Erciş’te Öğretmenevi’nin bile olmayışı büyük eksiklik değil mi? Öylesi bir kafe ortamında ölüme gittiler! Onların trajik öyküleri içimi acıttı!

                                   ***

Geçtiğimiz günlerde basında yer alan haber önemliydi ve ilgi de çekti:  “Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, canlı yayın için CNN Türk'e konuk oldu. Soruları yanıtladı. Hemen ardından da Bakan Dinçer'le sohbet etme imkânı bulduk. Öğretmenlerin sosyal medyayı kullanarak duyurmaya çalıştıkları sorunlarını doğrudan Bakan Dinçer'e yönelttik. ‹şte yanıtları.

Bakan Dinçer, atanamayan öğretmenler konusunda umut vermedi. Açık konuştu: "Atanamayan öğretmenler kendi kabiliyetlerine uygun alternatif işlere yönelsinler" dedi ve ekledi:"Kamuyu istihdam alanı olarak görmekten vazgeçilmeli, atanamayan öğretmenler özel sektöre de bakmalı."

“‹lk reformda ‘kabuk değişikliğinin’ gerçekleştirildiğini anlatan Bakan Dinçer, ikinci aşamayı ise ‘Bakanlığın ruhunu değiştiriyoruz, dünyaya farklı bakıyoruz’ diyerek özetliyor. (Hürriyet) “

Bakan açısından da öğretmen adayları açısından da konuya bakıldığında her iki tarafa da hak vermemek olanaksız! Ne ki, özellikle milli eğitim politikasının kalıcı olması ve hükümetlere göre değişmemesi gerekirken; oy hesapları uğruna gerçekliğin ötelenmesi, her bakana göre politikalar oluşması ve köklü çözümlerden uzaklaşılma olduğu yadsınamaz! Örneğin;  fizibilitesi yapılmaksızın her ile ya da ilçeye mantar gibi üniversite açılırsa mezun olan binlerce öğretmen devlet kapısından iş isteyecektir. Devletin de bu istekleri karşılaması hesap işi olduğundan sonuçta sorunlar katlanarak artacaktır!

                                   ***

Günümüz kuşağının bilgi ve davranış açısından yetişmemesi de büyük eksikliktir. Okumayan, okuduğunu anlamayan, araştırmayan, anladığını anlatamayan toplum olduk. OECD Ülkeleri arasındaki 2009 yılında yapılmış olan araştırmaya göre; ülkemizde 15 yaşındaki öğrencilerin % 42’sinin basit matematik problemlerini çözebilecek düzeyde olmadıkları, % 25’nin okuduklarını anlamadıkları, % 30’unun günlük yaşamda karşılaşabileceği fen ve teknoloji ile ilgili problemleri çözemedikleri ortadadır. Ayrıca ilköğretim çağında olan 15 yaş çocuklarından  % 35’nin okula bile gitmedikleri saptanmıştır. Okumayan insan, kendisi için gerekli olan bilgiyi yaşamına yansıtamamaktadır. Kimi TV kanallarında yöneltilen basit ve güncel sorulara alınan mantıksız ve yanlış yanıtlarda da görüyoruz!

 Aytuğ fiaşmaz, ‘Temel Eğitimin Temel Sorunları’ başlıklı yazısındaki bir başka ve acı gerçek; öğretmenlerimizin de iyi yetiştirilmedikleri ve alanlarında başarı gösteremedikleri söylenmektedir! Durum içler acısı, denebilir. Çığ gibi büyüyen dershaneler ve özel okullar da çözüm olmuyor. Bizim dönemimizde dershane de ‘kolej’ adını kullanmakta ısrarlı olan özel okullar da yoktu! Dahası amaçları dışında kullanılan ve eğitimi olumsuz yönde etkileyen internet, cep telefonu ve televizyon kanalları gibi takıntılar da yoktu. Bunların yerini alan; okuma, anlama, dinleme, tiyatro izlemenin yanı sıra karşılıklı sevgi, saygı ve hoşgörü vardı!

Bilge insan Eflatun: “Erdem, iyiyi elde etme gücüdür.” diyerek gerçekleri vurgulamıyor mu? Daima gerçekler acı, ne ki meyvesi tatlıdır.

YORUMLAR

  • 0 Yorum