MUHSİN DURUCAN (Emekli Müfettiş-Eğitimci-Yazar)

MUHSİN DURUCAN (Emekli Müfettiş-Eğitimci-Yazar)

Özlem

20 Eylül 2014 - 09:06

"Mutluluk yaşanmaz, anımsanır."

Yıldız Kenter

"Topluluk içinde yaşayan bir insan için en büyük acı, anlaşılamamaktır."

Prof. Dr. İsmail Hakkı Baltacıoğlu

Yazımızı, "geçmişin güzellikleri ve bugünün rezillikleri" sözcükleriyle başlıklamayı düşündümse de görülen başlığı koymaya karar kıldım. Aslında dünün kalitesi ile bugünün kalitesizliği çarpışmaktadır.

Rektör Ağabeyim Prof. Dr. Poyraz Ülger’in gönderdiği, Prof. Dr. Saffet Solak’ın Anıları’ndan aktarılan “Işığı yanan evler” başlıklı görülmesi ya da okunması gereken görüntülü metni aldım. Hoşuma gitti ve ilgimi çekti!

Geçmiş, bir film şeridi örneği gözlerimin önünden ya da belleğimden aktı, aktı, aktı… Bu akıntıyı, beni anlayacaklarını sandığım okurlarımla paylaşmak istedim. Herkes kendisinden bir şeyler bulacak ve okuduğunda beğenecek,  düşüncesindeyim. Buna empati (duygudaşlık) de diyebilir miyiz?

Kimi duygular anlatılmaz yaşanır ya  da okunur. Bu derin anlamlı özlem duygularına tercüman olmak, Yazı konumuz olan iki gönderiyi okunmaya değer buluyorum. Siz de arkanıza yaslanıp okuyabilirsiniz!

***

Işığı yanan evler

"Değerlerinize dikkat edin karakterinize dönüşür…

Karakterinize dikkat edin kaderinize dönüşür."

                                                     Prof. Dr. Saffet Solak

" Tıp fakültesini yeni bitirmiş, pratisyen hekim olarak ilk görev yaptığım yere, Konya’ya bağlı bir beldenin sağlık ocağına gitmiştim. Gençtim, bekârdım. Küçük bir beldeydi gittiğim yer. İlk gece bir eve misafir olmuştum. Tren istasyonunun hemen yanında bir evdi.

Akşam yemeğinden sonra çaylarımız gelmiş, sohbetler edilmişti.Üzerimde yol yorgunluğu, geldiğim yeni yerin yabancılığı vardı. Saatler ilerliyor, ağır bir uyku beni içine çekiyordu. Ev sahibine bir şey de diyemiyordum.

Bir müddet daha geçti; yine bir hareket yoktu. Evin büyüğü olan Hacıanneye sıkılarak: "Anneciğim, sizin buralarda kaçta yatılıyor?" dedim. Hacıanne: "Evlâdım treni bekliyoruz. Az sonra tren gelecek, onu bekliyoruz." dedi.

Merak ettim, tekrar sordum: "Trenden sizin bir yakınınız mı inecek?” Hacıanne: "Hayır evlâdım, beklediğimiz trende bir tanıdığımız yok. Ancak burası uzak bir yer. Trenden buraların yabancısı birileri inebilir. Bu saatte, yakınlarda, ışığı yanan bir ev bulmazsa, sokakta kalır. Buraların yabancısı biri geldiğinde, "ışığı yanan bir ev“ bulsun diye bekliyoruz."

Konya Ovasında ya da bir başka yerinde Türkiyenin, trenden inen yabancılar için "Işığı yanan evle” yerinde hâlâ duruyor mudur? Yabancılar, yorgun bedenlerini yün yataklarda dinlendirmeye devam ediyorlar mı? Aç bir köpeğin önüne bir kap yemek bırakan kadınlar yaşıyorlar mı? Kuşlara yuva yapan mimarlar sahi şimdi neredeler?

Bu güzel insanlar, atlarına binip gitmişler. Bizler, atlarına binip giden güzel insanlara sahip bir medeniyetin yetimleriyiz. Çekip gidenlerin doldurulmamış boşluklarında savrulup duran yoksullarız.

Şâir öyle diyordu: " Güzel insanlar, güzel atlara binip gittiler." Şimdi bu güzel insanlar, neden ve nasıl atlarına binip gittiler? Onları ne yıldırdı da bir daha dönmemek üzere, sessiz sedasız gittiler? Ey güzel yurdumun güzel insanları! Neredesiniz? ”

“İnsan insana, insan kardeşine kendini adadıkça insandır. “der, 1952 Nobel Barış Ödülü Sahibi Albert Shavytzer. Güzel insanlara ve insanlığa bin selam

YORUMLAR

  • 0 Yorum